Osmanlıca Öğretimi

Prof. Dr. Mehmet Maksudoğlu

Dil, edebiyât ve târih, bir milletin en değerli hazîneleridir. Târihini bilmeyen millet, hâfızasını (belleğini) kaybetmiş insan gibidir; ne yapmış olduğunu, ne yapması gerektiğini, dostunu, düşmanını  bilemez. Dil ve edebiyâtı, o milletin târîhi mâcerâsını, dünyâ görüşünü, hayâta bakışını ve değerlendirişini gösterir. Demek ki, bu üç konu vatan kadar değerlidir. “Türklerin en değerli hazînesi Türkçedir” dersek, pek farkına, bilincine varılmayan bir gerçeği ifâde etmiş oluruz. “Osmanlıca”, Türkçe’nin, İslâm Dîni’ne girişimizden başlayarak 1000 yıl boyunca kullandığımız, Kur’ân yazısı ile yazılmış olan, dünyâ görüşümüzü  ifâde ettiğimiz, edebiyâtını geliştirdiğimiz safhasıdır. Bu 1000 yıl (900-1900) bütün dünyâ târihinin en mühim zaman dilimidir. Günümüzdeki milletlerin şekillenmesi, bu yüzyıllarda olanların sonucunda böyle olmuştur. Anadolu’da, çürümüş (yanlış olarak Bizans denilen) Rûm varlığının yerinde yepyeni bir medeniyetin âbidelerini diken, bu topraklara hayât soluğu üfleyen Selçuklular, en parlak çağlarını Alâeddîn Keykubat zamânında yaşadılar. Araya giren Mongol istilâsından (1243-1308) sonra, temelleri batı Eskişehir’de, Karacahisâr’da 1289 yılında Osman Gâzi adına okunan ilk Cuma Hutbesi ile atılmış olan Pek Yüce Osmanlı Devleti (Devlet-i ‘Aliyye-i Osmâniyye) zamânında,  insanlar, Yeryüzündeki en üstün medeniyetin temsîlcileri oldular: Meselâ, Orhan Gâzi (1326-1360) devrinde cemiyet iyi düzenlenmişti, adâlet tam yerleşmişti, hayât seviyesi o kadar iyi idi ki Müslümanlar zekât verebilecekleri fakîr bulamıyorlardı. Aynı çağlarda, Latin harflerini kullanan Avrupa’da ise durum şöyleydi: Caddeler ve evler, insan ve hayvan pisliğiyle iğrenç bir durumdaydı. Krallardan halka kadar, pis, bitli Hıristiyanlar, yaralarla dolu ve hastalıklarla perişandılar. İnsanlar, toprağa bağlı, ‘köle’ gibi bir duruma getirilmişlerdi; toprak, sâhip değiştirdiğinde, üzerinde yaşayan insanlar da, çiftlik hayvanı imişler gibi, sâhip değiştiriyorlardı! Feodal düzende, evlenen kız, ilk gecesini kocasıyla değil, Feodal Lordla geçiriyordu. Bu, kanundu; Latincesi : jus primae noctis (ilk gece hakkı).