İslamofobi: Sosyolojik Bir Bakış

Prof. Dr. Mehmet Ali Kirman

Avrupa’da en çok Müslüman nüfusun yaşadığı ülke olan Fransa’da patlak veren son olay, Charlie Hebdo adlı mizah dergisinin İslamı ve Hz. Muhammed’e (s.a.v) hakaret yüklü karikatürler yayınlaması, akabinde bu dergiye saldırı yapılarak 12 kişinin öldürülmesi ve faillerin Müslüman kimliği taşıyor olması, yakın zamanlarda dünya kamuoyunun en önemli gündem maddelerinden biri olan “İslamofobi” olgusunu gündemin tekrar birinci sırasına çıkarmıştır. Bilindiği gibi İslamofobi, dünya literatüründe yeni ve küresel bir olguyu, sorunu niteleyen yeni bir kavramdır. Yeni olmakla birlikte kısa zamanda Batı aydınları ve medyasının adeta tutkusu olmuş, Hıristiyan Batı dünyasında oldukça geniş bir popülarite kazanmıştır. Bu noktada Avrupa ile Amerika arasında İslamofobi konusunda sadece bir coğrafî farklılık söz konusudur. Bir diğer ifadeyle, son yıllarda sadece Fransa’da değil tüm dünyada yaygınlaşarak küresel bir olgu haline gelen terör ve şiddet olaylarını İslam ve Müslümanlar ile eşitleyen, her tür hakaret, tahrik içeren tutum ve davranışlar büyük bir kriz dalgası oluşturmuş gözükmektedir. İslamofobi tüm dünyada o kadar yaygındır ki, gerekli tedbirler alınmazsa İslamofobik olayların önümüzdeki günlerde veya yıllarda benzerleriyle karşılaşmak sürpriz sayılmayacaktır. Bir diğer ifadeyle, küreselleşen dünyada kısa ve orta vadede İslamofobinin biteceğini düşünmek olası görünmemektedir. Zira Hıristiyan batı ile Müslüman dünyası arasında dine ve kutsala bakışta önemli farklılıklar olduğu gibi, tarihi önyargıların da varlığından söz etmek gerekmektedir. İslamofobi kelime olarak “İslam korkusu” anlamına gelmektedir. Çok karmaşık yapısı ve çok köklü bir geçmişi nedeniyle İslamofobi olgusunu anlamak elbette kolay bir mesele değildir. Kavramsal belirsizliklere rağmen İslamofobi zamanla hem İslamdan korkma hem de Müslümanlardan çekinme ve onlardan hoşlanmama şeklinde tezahür eden irrasyonel bir korkudan, fobiden kaynaklanan çeşitli söylem, tutum, tavırlar bütününden oluşan bir olguya dönüşmüştür. Daha ziyade psikolojik olduğu düşünülen bu duyguların arka planında çok daha köklü sosyolojik bir temelinin de olduğu bilinmektedir.