En Hüzünlü Ayrılık 'Veda Hutbesi'

Prof. Dr. İsmail Erdoğan

Veda Hutbesi, Hicret’in 10. yılında Hz. Peygamberin (s.a.v) hac farizasını yerine getirmek için Mekke’ye gelip, Vedâ Haccı olarak da bilinen son haccı esnasında irâd ettiği hutbelere verilen bir isimdir. Vedâ Hutbesi yalnız Arafat’ta irâd edilen hutbe olmayıp, Arafat’ta arefe günü (Zilhicce’nin 10. günü) ile yine Mina’da bayramın ikinci günü irâd edilen hutbelerin bütünüdür. Bunlardan meşhur olanı Arafat’ta, sayıları kadın-erkek 140.000 kişiyi aşan bir topluluğa irâd edilen hutbedir. Hz. Peygamber (s.a.v), bu mahşerî kalabalıkta hutbesine başlamadan önce Cerir b. Abdillah vasıtasıyla sükûneti temin etmiş ve sahabelerinden Rebia b.Ümeyye gibi gür sesli münâdîler görevlendirerek konuşmasının aynen tekrar edilip, uzaklara kadar duyulmasını temin etmiştir. Veda Hutbesi herşeyden önce insanî bir söylemdir. Yani kendisine peygamberlik bahşedilmiş bir insanın yine insanlara hitabıdır. Her ne kadar Hz. Muhammed (s.a.v) bir Peygamber olsa da onun aslî özelliği insan olmasıdır. Çünkü “De ki ben de sizin gibi bir beşerim” (Fussilet Suresi: 6) ayeti, kendisinin bir insan olduğunu ve bu özelliğinin de herkesçe bilinmesini istemektedir.
Peygamberimiz de bizim gibi bir insan olduğuna göre, tüm insanlığın dertleri ile dertlenmesi ve onların her çağda mutlu ve yaşanılabilir bir dünyada yaşamasının yollarını göstermesi gayet doğaldır. Şu farkla ki peygamberimizin bir insan olmasının yanında aynı zamanda Allah’tan vahiy alma görevini de yerine getirmesi, onun sözlerini daha bir önemli ve kendisine inananlar için bağlayıcı kılmaktadır.
Veda Hutbesi’ne değişik açılardan bakılabilir. Çünkü her bilim adamı bu söylemi kendi ilmî bakış açısıyla ele aldığında mutlaka çok önemli sonuçlara ulaşabilir. Bize göre Veda Hutbesi insanların kıyamete kadar mutlu ve müreffeh yaşamaları için temel bir anahtar görevi görmektedir. Bu hutbede belirtilen ilkeler aslında İlk Peygamber Hz. Adem’den itibaren tüm peygamberlerin getirmiş olduğu temel prensiplerin özeti konumundadır.
Veda Hutbesi’nde ele alınan prensiplere baktığımızda ilginç ama önemli birşeyi tespit ederiz. O da hutbede belirtilen ve mutlaka yerine getirilmesi gereken prensiplerin, iman ve ibadet esasları yerine, toplumsal huzuru ve mutluluğu hedef alan kurallar olmasıdır. Mesela hutbede “Ey insanlar Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman ediniz” gibi bir ifade bulunmamaktadır. Yine “namaz kılınız, oruç tutunuz, hacca gidiniz” gibi bir ifadeler de yer almamaktadır. Bunun yerine insanlar arasında sosyal, ekonomik ve hukuk kurallarının tesis edilmesi vurgusu öne çıkmaktadır. Bu da göstermektedir ki tüm dinlerin amacı olan dünya ve ahiret mutluluğunun en önemli kılavuzu temel ahlak ilkeleridir. Bu ilkeler ise bilgelik, hürriyet, adalet ve iffet gibi erdemlerdir.